Türkiye, 4 Haziran 2026 tarihinde yayımlanan 7582 sayılı Kanun ve 4 Temmuz 2026 tarihli 1 Seri No’lu Tebliğ ile detaylandırılan önemli bir Varlık Barışı düzenlemesini hayata geçirdi. Söz konusu program, Cumhurbaşkanı tarafından 1 yıl uzatılmadığı takdirde 31 Temmuz 2027 tarihine kadar geçerli olacaktır.
Kanun ve ilgili tebliğ açıklamalarından, hem tam mükellef hem de dar mükellef gerçek kişilerin kapsama giren varlıkları (para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları) için bu imkândan yararlanabileceği anlaşılmaktadır.
Mükellefiyet türü, diğer bir ifadeyle bir kişinin hangi ülkede tam mükellef olduğu vergisel yükümlülükler açısından belki de en kritik ve en öncelikli olarak netleştirilmesi gereken bir konu. GVK Madde 3’e göre tam mükellef kişiler tüm dünya kazançları üzerinden Türkiye’de vergiye tabi olurken, dar mükellef kişiler ise sadece Türkiye’de elde edilen kazançlar üzerinden Türkiye’de vergiye tabi olmaktadır. Diğer ifadeyle, kaynak ülke olarak Türkiye, dar mükellef kişilerin sadece Türkiye’de elde edilen kazançlarını vergileme hakkına sahiptir. Vergi mevzuatımızda tanımlanan 7 kazanç türünün her biri için Türkiye’de elde edilme şartları yine GVK Madde7’de detaylı bir şekilde açıklanmıştır. Kişinin mukim olduğu ülke ile Türkiye arasında yürürlükte olan çifte vergilendirmeyi önleme anlaşması varsa, bu anlaşma hükümlerinin öncelikli olarak dikkate alınması gerekmektedir. Bu yazıdaki değerlendirme ve yorumlarımız GVK ilgili hükümlerine göre yapılmıştır.
Mevcut varlık barışı kapsamında gerçek kişilerin tam ya da dar mükellef ayrımı yapılmaksızın düzenlemeden faydalanabileceğini değerlendiriyoruz.
Dar mükellef gerçek kişilerin Türkiye’de elde ettikleri kazançlarını vergileme hakkı prensip olarak Türkiye’de olduğu için, varlık barışı düzenlemesinin Türkiye’de bulunan varlıkları bildirime konu ederek vergi incelemesi ve vergi tarhiyatından koruması imkanı, özellikle bu kişilerin Türkiye kaynaklı kazançlarının doğru şekilde beyan ve vergilemeye konu edilmemiş olması durumunda, önemli bir fırsat olacaktır. Ancak, tebliğde geçen ve düzenlemenin kapsamını “Türkiye’de bulunan ancak halihazırda banka ve aracı kurumlarda bulunmayan varlıklar” ile sınırlayan ifade bu düzenlemenin cazibesini azaltmakta ve tereddüte neden olmaktadır.
Diğer taraftan, düzenleme tam ya da dar mükellef ayrımı yapmaksızın gerçek kişilere yurt dışında bulunan varlıkları Türkiye’ye getirme imkanı da sunmaktadır. Tüm kazançları üzerinden Türkiye’de vergiye tabi olan tam mükellefler için bu düzenleme önemli bir fırsat sunmakla birlikte, dar mükellef gerçek kişiler için akla şöyle bir soru gelebilir;
"Dar mükellefler sadece Türkiye’de elde edilen kazançları üzerinden vergilendirildiğine göre, yurt dışındaki varlıklarını neden bu koruma programı kapsamında Türkiye'ye getirsinler?"
Varlık barışı kapsamında yurt dışındaki varlıkların Türkiye'ye getirilmesi esas olarak olası bir vergi incelemesi ve vergi tarhiyatına karşı koruma sağlasa da, dar mükelleflerin bu imkânın somut fayda sunduğu olası durumları değerlendirmesi gerekir. Örneğin;