Örtülü sermaye düzenlemeleri uzun yıllardır kurumlar vergisi uygulamasının önemli tartışma alanlarından biri olmayı sürdürüyor. Ancak son yıllarda tartışma yalnızca kurumlar vergisiyle sınırlı kalmamış; örtülü sermaye kapsamında hesaplanan faizlerin Katma Değer Vergisi
(“KDV”) karşısındaki durumu da önemli bir uyuşmazlık konusu haline gelmiştir.
Temel soru oldukça açık:Kurumlar vergisi bakımından kâr payı sayılan bir ödeme, KDV bakımından hâlâ finansman hizmetinin karşılığı olarak değerlendirilebilir mi?
Mevzuat Çerçevesi5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun (“KVK”) 12. maddesi uyarınca, kurumların ortaklarından veya ortaklarla ilişkili kişilerden temin ederek işletmede kullandıkları borçların, hesap dönemi içinde herhangi bir tarihte öz sermayenin üç katını aşan kısmı örtülü sermaye sayılmaktadır.
KVK’nın 12/7 maddesi uyarınca örtülü sermaye üzerinden kur farkı hariç faiz ve benzeri ödemeler, gerek borç alan gerekse borç veren nezdinde, hesap döneminin son günü itibarıyla dağıtılmış kâr payı veya dar mükellefler için ana merkeze aktarılan tutar olarak kabul edilmektedir. Ayrıca KVK’nın 11/1-b maddesi uyarınca örtülü sermaye üzerinden ödenen veya hesaplanan faiz, kur farkı ve benzeri giderlerin kurum kazancının tespitinde indirim konusu yapılması mümkün değildir.
KDV açısından ise değerlendirme farklı bir zeminde yapılmaktadır. 3065 sayılı KDV Kanunu’nun 1. maddesi uyarınca Türkiye’de ticari, sınai, zirai faaliyet veya serbest meslek faaliyeti kapsamında yapılan teslim ve hizmetler KDV’nin konusuna girmektedir. Aynı Kanun’un 4. maddesi hizmeti, teslim ve teslim sayılan haller dışında kalan işlemler olarak tanımlamaktadır.
Bu nedenle tartışmanın merkezinde, örtülü sermaye faizinin KVK bakımından kâr payı sayılmasının KDV bakımından da aynı sonucu doğurup doğurmayacağı yer almaktadır.
KDV Kanunu'nun 30/d Maddesi ve Son DüzenlemelerÖrtülü sermaye kapsamında hesaplanan faiz ve kur farklarının değerlendirilmesinde yalnızca Kurumlar Vergisi Kanunu hükümleri değil, KDV Kanunu'nun 30/d maddesi de önem taşımaktadır.
Bilindiği üzere, 6728 sayılı Kanun ve sonrasında 7104 sayılı Kanun ile KDV Kanunu'nun 30/d maddesinde önemli değişiklikler yapılmıştır. Bu değişikliklerle, gelir veya kurumlar vergisi bakımından kazancın tespitinde indirimi kabul edilmeyen giderlere ilişkin yüklenilen KDV'nin indirim konusu yapılamayacağına ilişkin hüküm yeniden düzenlenmiştir.
Ancak kanun koyucu, örtülü sermaye üzerinden hesaplanan faiz ve kur farklarını bu düzenlemelerin dışında bırakmıştır. Buna rağmen Gelir İdaresi, bu değişikliğin örtülü sermaye kapsamında hesaplanan faiz ve kur farklarının KDV'nin konusuna girmediği şeklinde yorumlanamayacağı görüşündedir.
İdareye göre, ilişkili kişiye sağlanan finansman hizmeti ekonomik niteliğini korumakta olup, örtülü sermaye üzerinden hesaplanan faiz ve kur farkları nedeniyle KDV hesaplanması gerekmektedir. Ayrıca hesaplanan bu KDV, KDV Kanunu'nun 30/d maddesi kapsamında indirim konusu yapılamamaktadır. Gelir İdaresi, söz konusu KDV'nin sorumlu sıfatıyla beyan edilerek Hazine'ye ödenmiş olması veya karşı tarafça hesaplanarak Hazine'ye intikal ettirilmesinin de KDV indirimi bakımından herhangi bir hak sağlamadığı yönündeki görüşünü istikrarlı şekilde sürdürmektedir.
Mali İdarenin YaklaşımıGelir İdaresi’nin yaklaşımı uzun süredir büyük ölçüde istikrarlıdır. İdare, ilişkili kişiler arasında borç verilmesini finansman hizmeti olarak değerlendirmekte ve bu nedenle faiz tutarı üzerinden KDV hesaplanması gerektiği görüşünü benimsemektedir.
Bu yaklaşıma göre, ilişkili kişiye sağlanan borcun sonradan örtülü sermaye olarak değerlendirilmesi ve faiz tutarının gelir veya kurumlar vergisi uygulaması bakımından dağıtılmış kâr payı sayılması, KDV açısından işlemin finansman temin hizmeti niteliğini ortadan kaldırmamaktadır.
Başka bir ifadeyle, Mali İdare açısından işlem ekonomik mahiyeti itibarıyla finansman hizmetidir ve bu hizmetin karşılığı olan faiz KDV’ye tabidir.
Bu yaklaşım, KDV Kanunu'nun 30/d maddesinde yapılan değişikliklerden sonra da değişmemiştir. Gelir İdaresi; örtülü sermaye kapsamında hesaplanan faiz ve kur farkları üzerinden KDV hesaplanması gerektiği, hesaplanan bu KDV'nin indirim konusu yapılamayacağı ve KDV'nin sorumlu sıfatıyla veya karşı tarafça Hazine'ye ödenmiş olmasının da indirim hakkı doğurmayacağı yönündeki yaklaşımını korumaktadır.
Danıştay Kararları Ne Söylüyor?Konu yargıya taşındığında ise yeknesak bir tablo ortaya çıkmamaktadır.
Son yıllarda verilen kararlarda Danıştay daireleri arasında farklı yaklaşımlar olduğu görülmektedir. 2023-2024 döneminde Danıştay Üçüncü Dairesinin örtülü sermaye faizinin KDV’ye tabi olduğu; Danıştay Dokuzuncu Dairesinin ise KDV’ye tabi olmadığı yönünde kararlar verdiği anlaşılmaktadır.
Bununla birlikte Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu’nun (“VDDK”) 15.02.2023 tarihli E.2021/499, K.2023/94 sayılı ve E.2021/263, K.2023/95 sayılı kararlarında, örtülü sermaye üzerinden hesaplanan tutarların dönem sonu itibarıyla kâr payı kabul edildiği ve kâr paylarının KDV Kanunu’nun 1. maddesinde sayılan teslim veya hizmetlerden biri olmadığı gerekçesiyle KDV tarhiyatları hukuka uygun bulunmamıştır.
Benzer şekilde, VDDK’nın 27.03.2024 tarihli E.2024/207, K.2024/253 sayılı kararının da örtülü sermaye faizinin KDV’ye tabi olmadığı yönünde olduğu ifade edilmektedir.
Buna karşılık, Danıştay Üçüncü Dairesinin 04.04.2023 tarihli bazı kararları ile 05.12.2024 tarihli E.2024/5391, K.2024/6480 sayılı kararında örtülü sermaye faizinin KDV’ye tabi olduğu yönünde değerlendirmeler bulunduğu belirtilmektedir.
Dolayısıyla VDDK’nın mükellef lehine kararları önemli olmakla birlikte, tartışmanın tamamen kapandığını söylemek bugün için mümkün görünmemektedir.
Tartışmanın Asıl NoktasıBu tartışma, yalnızca “örtülü sermaye faizinde KDV var mı?” sorusundan ibaret değildir.
Asıl mesele, bir işlemin farklı vergi kanunları bakımından nasıl nitelendirileceğidir.
Mali İdare, borç verme işleminin ekonomik mahiyetini esas almakta ve finansman hizmeti bulunduğunu kabul etmektedir.
VDDK kararlarında ise KVK’nın açık hükmüyle kâr payı sayılan bir ödemenin, KDVK bakımından teslim veya hizmet olarak kabul edilemeyeceği vurgulanmaktadır.
Bu nedenle tartışma, vergi hukukunda önemli bir soruya dayanmaktadır:
Bir vergi kanunu bakımından yapılan yeniden nitelendirme, başka bir vergi kanunu bakımından da otomatik sonuç doğurmalı mıdır?
Uygulamada Şirketler İçin Ne Anlama Geliyor?Mevcut tablo, grup içi finansman işlemleri bulunan şirketler açısından dikkatle izlenmesi gereken bir risk alanına işaret etmektedir.
VDDK’nın mükellef lehine kararları önemli bir dayanak oluştursa da, Gelir İdaresi’nin uygulamada KDV hesaplanması gerektiği yönündeki görüşünü sürdürdüğü ve Danıştay daireleri arasında farklı kararlar bulunduğu dikkate alınmalıdır.
Bu nedenle şirketlerin örtülü sermaye riski taşıyan finansman işlemlerinde;
- Borçlanma yapısının ve öz sermaye/borç oranlarının
- Ilişkili kişi işlemlerinin
- Faiz oranlarının ve sözleşme koşullarının
- KDV hesaplanıp hesaplanmadığının
- Olası KDV indirim risklerinin
birlikte değerlendirilmesi önem taşımaktadır
Ayrıca, KDV’ye tabi olduğu kabul edilen senaryolarda dahi, borç kullanan şirketin yüklendiği KDV’yi indirim konusu yapıp yapamayacağı ayrı bir tartışma alanıdır. Gelir İdaresi, örtülü sermaye nedeniyle kurum kazancının tespitinde indirim konusu yapılamayan faiz, kur farkı ve benzeri giderler dolayısıyla ödenen KDV’nin KDV Kanunu’nun 30/d maddesi uyarınca indirim konusu yapılamayacağı görüşündedir.
BeOne DeğerlendirmesiDanıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu'nun mükellef lehine verdiği kararlar önemli bir hukuki dayanak oluşturmakla birlikte, Gelir İdaresi'nin konuya ilişkin yaklaşımında bugüne kadar herhangi bir değişiklik bulunmamaktadır.
Özellikle KDV Kanunu'nun 30/d maddesinde 6728 ve 7104 sayılı Kanunlarla yapılan değişiklikler sonrasında da Gelir İdaresi; örtülü sermaye kapsamında hesaplanan faiz ve kur farklarının KDV'ye tabi olduğu, hesaplanan KDV'nin indirim konusu yapılamayacağı ve bu KDV'nin sorumlu sıfatıyla veya karşı tarafça Hazine'ye ödenmiş olmasının indirim hakkı sağlamayacağı yönündeki görüşünü açık ve istikrarlı şekilde sürdürmektedir.
Kanaatimizce, son yasal düzenlemeler ile birlikte Gelir İdaresi'nin değişmeyen yaklaşımı birlikte değerlendirildiğinde, örtülü sermaye kapsamında hesaplanan faiz ve kur farklarının KDV uygulaması geçmiş dönemlere kıyasla daha yüksek vergi incelemesi ve ihtilaf riski taşımaktadır.
Diğer taraftan, Kurumlar Vergisi Kanunu bakımından yapılan kâr payı nitelendirmesi, KDV bakımından aynı hukuki sonucu doğurmayabilir. KDV'nin kendine özgü sistematiği ve vergiyi doğuran olaya ilişkin ilkeleri çerçevesinde, işlemin KDV boyutunun ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. Nitekim mevcut ihtilafın temelinde de bu farklı yaklaşım yer almaktadır.
Bu nedenle grup içi finansman yapılarının yalnızca kurumlar vergisi açısından değil, KDV etkileri, indirim yasağı ve olası vergi inceleme riskleri bakımından da bütüncül şekilde değerlendirilmesini öneriyoruz.
SonuçÖrtülü sermaye faizlerinde KDV tartışması, vergi hukukunda aynı işlemin farklı vergi kanunları bakımından nasıl yorumlanacağına ilişkin daha geniş bir tartışmanın parçasıdır.
Bugün için cevaplanması gereken temel soru hâlâ güncelliğini korumaktadır:
Kurumlar vergisi bakımından kanunen dağıtılmış kâr payı sayılan bir ödemenin, KDV bakımından finansman hizmeti olarak vergilendirilmeye devam edilmesi KDV sistematiği ve vergiyi doğuran olay ilkesi ile ne ölçüde bağdaşmaktadır?
Yargı kararları mükellefler lehine önemli dayanaklar sunsa da, idari yaklaşım ve farklı Danıştay kararları dikkate alındığında, bu konunun önümüzdeki dönemde de vergi incelemeleri ve yargı süreçlerinde tartışılmaya devam edeceği anlaşılmaktadır.